Yaratıcı Ruhu Hangi Malzemeden Var Etmiştir
Yaratıcı Ruhu Hangi Malzemeden Var Etmiştir
.
Bazılarımız derin felsefi sorgulamalarında Kur'an’dan dayanaklar arayarak Ruhun gerçekte mevhumunun ne olduğunu merak eder ve çoğumuz da bu Kitabı Mukaddes’in veri deposu olan Levh-i Mahfuz’un bilgisidir bunu biz bilemeyiz diyerek bu soruyu cevapsız bırakır. Biz elbette ki Levh-i Mahfuz'un bilgisini bilemeyiz ama buradaki esas soru bu bilginin Levh-i Mahfuz'un bilgisi olup olmadığı sorusudur.
Aslında Kitabı Mukaddes olan Kur'an'ın sözünde bu da mevcut mudur asıl kritik nokta burasıdır. Kur'an'da Allah insanın yaratılışını açıklarken Ona Kendi Ruhumdan Üfledim sözünü kullanır. Bakmak isteyen Hicr suresi 29. ayetin Diyanet mealindeki karşılığını okuyabilir.
Peki bundan ne anlamalıyız? Acaba bizim ruhumuz Allah'ın ruhunun bir parçası ise Elest'teki bedenimizin hangi malzemeden yapılmış olması gerekir ki bu kadar yüce bir ruh bütünlüğünü taşıyabilsin? Veya acaba Allah kendi ruhundan bir parçayla insanın ruhunu yarattığına göre Elest Bezmindeki gerçek bedenlerimiz nasıl oluyor da Allah'ın ruhunun bir parçasını bütünlüğünü kaybetmeden taşıyabiliyor?
İsterseniz bu konudaki yorumlarımı ve neden böyle düşündüğümü tek tek açıklamaya başliyim:
Allah'ın kimseye yalan borcu olmadığına göre bütün sözleri mutlak doğru olarak kabul etmek durumundayız. Eğer Allah kendi ruhundan üflediğini söylüyorsa bu doğrudur yani Elest Bezminde uykuda olan ruhumuz Allah'ın ruhundan bir parçadır. Bunu içinde tutabilecek bir beden de Allah'ın varlığının bir parçası olabilir. Dolayısıyla aslında bu dünyadaki bedenlerimiz sadece Elest Bezmindeki bedenimizin mini avatarları olabilir. Bunu da Çoklu Evrenler kuramıyla birleştirirsek her ruh aslında sonsuz sayıda avatara komut veren bir ana düğümdür. Çoklu Evrenler'deki her bir avatar kendi yaşadığı kainattaki runtime bittiğinde Elest'teki ruha geri dönecektir. Kur'an'da birçok yerde insanlara hitaben “Sizi biz var ettik, yine bize döndürüleceksiniz.” ayeti geçer. Bunun açıklaması da bu şekilde olabilir.
Ayrıca Elest'te ruhumuza ait bir bedenimiz de olmayabilir. Bu da Cennet tasvirlerindeki en yüce makamın Allah katında olduğu iddiasını doğrular niteliktedir şöyle ki Cennetteki en yüce makam bedenden münezzeh tutularak hiçbir şeye ihtiyacın kalmadığı durumdur anlamı çıkarılabilir. Bu aynı zamanda Cennet’teki her şeye sahip olan kulların kendi arasında derecelendirilmesini de özetler.
Nefsin derecelerini okumuşsunuzdur, nefs-i emmareden başlar nefs-i mutmainneye kadar gider. Nefis terbiyesi denen şeyi de duymuşsunuzdur, aza kanaat etmektir özünde. Bunları okuyorsanız büyük resmi görmemeniz için hiçbir sebep kalmamıştır: Allah peygamberinin hadisleri aracılığıyla bu nefis derecelerini ve nefis terbiyesi mantığını biz kullarına anlatırken aslında çok önemli bir şifre vermiştir:
Peygamber Efendimiz sadece Allah ile olacağı nefs-i mutmainne mertebesindedir ve ayrıca cennetin üst üste katları olacağı tasviri sadece öte dünyaların koşullarının anlaşılabilmesi için bir betimlemedir. Yani Cennet’te herkes aynı sofradaki yiyip aynı havayı soluyacaktır. Sadece nefs-i mutmainne olan Efendimiz(sav) Allah'tan başka hiçbir varlıkla ilgilenmezken Cennet’teki diğer kişiler Cennetin güzelliklerini keşfe dalmaktan Allah ile irtibatları bir nebze daha düşük olacaktır.
Cehennemlikler hakkında düşünmek istemiyorum. O yüzden orası hakkında fikir belirtmeyeceğim.
Benim düşüncem bu şekildedir. Karşıt görüşlere sonsuz saygım var. Sadece Kur'an'daki ayetlerin daha kapsamlı düşünülmesi gerektiğini düşünüyorum.
Hayırlı günler dilerim, Emre Pelit.
Yorumlar
Yorum Gönder
You can say your thoughts completely free. Never be agraid of anything.